İsvecli yazar Stieg Larsson' un Millenium serisinin ilk kitabi Män som Hatar Kvinnor' dan uyarlanan bir David Fincher filmi.
Aynı kitaptan ilk uyarlama aynı isimle (uluslararası olarak) 2009 yılında Niels Arden Oplev yönetmenliğinde çekilmişti. Dolayısıyla bu David Fincher filmi bir kitap ve bir film uyarlamasıda sayılabilir.
Fimle ilgili online ortamda birçok yorum yapıldı. Yorumlar klasik olarak "yok ilk film daha iyiydi", "david fincher sıçmış", "bu film daha iyiydi" gibi uyarlama filmlere yapılan eleştirilerdendi. Kitabı ve ilk uyarlama filmi izlemediğim için herhangi bir yorum yapmayacağım. Ama eleştirilerde eleştiri yapanların ben bu işi daha iyi bilirim tadındaki artislik havalarından dolayı son filmin daha iyi olduğu kanısındayım.
Son zamanlarda izlediğim en doyurucu filmlerden birisiydi diyebilirim. Yazının bundan sonrası bol bol spoiler içeriyor...
///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER///SPOILER
Öncelikli olarak Kuzey ülkesi karakterli filmlerden inanılmaz keyif alıyorum nedense. İsveç atmosveri filme çok iyi yansıtılmış. Bunun ilk nedeni kurgusu. Kurgusu gerip bir şekilde çok başarılı. Çok başarılı diyorum çünkü film 158 dakika ve genel olarak oldukça durgun bir atmosferde ilerlemesine rağmen filmi izlemeyi bırakamıyorsunuz. İnsanların karakterleri, mimari mekanlar, uçak ve tren yolculukları, müzikler, diyaloglar tam olarak birer öğe olarak ele alınmış ve bu öğeler genel ortak paydaya çok uyuyor. Ortak paydamız tabi ki David Fincher...
Bir yönetmenin nasıl olması gerektiğinin dersini veriyor David amcamız. Üstelik bir kitap ve film uyarlaması karşısında bir uyarlama yaparak.
Öncelikle çok kaba hatlarıyla filmin konusu
Mikael Blomkvist (Daniel Craig) İsveç' in çok önemli bir firmasının boklarını bulan ünlü bir gazeteci. Hata yapıyor ve hapse girme tehlikesi var. Başka bir büyük firma sahibi Mikael' le iletişime geçerek ailesindeki bir sırrı çözmesini istiyor. Karşılığında Mikael' e bol para ve kendini aklama konusunda yardım vereceğini söylüyor.
Mikael in haberi yaparken ki başarısızlığının sebebi ise Ejderha Dövmeli Kız' ımız ( Lisbeth : Rooney Mara) ise sonradan Mikael tarafından yardım için çağrılıcaktır. Bu kadar yeter sanırım.
Şimdi filmle ilgili baştan sona notlar..
Filmin giriş jeneriği hereketli grafikle ilgilenen birisi olarak beni mest etti. Yok böyle bir jenerik diyebilirim.
Filmde bol bol reklam görüyoruz. Marlboro, Apple, Ikea, Coca-Cola, Sony, vs...Filmin başlarında Mikael Stresli bir şekilde dışarıda sigara yakar. Öyle bir içine çeker ki bende yaktım aynı anda. Başarılı reklam yani. Ama hemen sonrasında ofise gider ve konuştuğu kız arkadaşı -sigara mı içtin.. der. Karakterimiz ise -sadece bir tane..der. Bu basit diyalog sigara olarak alınan Marlboro reklamını senaryoya nasıl oturtulacağının basit bir dersidir. Türk senarist-yönetmen lere kapak olsun.
Lisbeth' i ilk tanıdığımız sahnede bürodaki renkler ve kızın saçının kadrajdaki formu çok başarılı. Lisbeth çok sağlam motor kullanıyor ya bu arada.
Filmde içecek olarak çok ilginç bir nokta var. Şarap içilen her sahnede kırmızı şarap içiliyor ve yaş grubuna göre ufak yaştakiler (Lisbeth gibi) kola, orta yaştakiler şarap, yaşlılar ise viski tüketiyorlar. Belkide önemsiz bir detay...Ayrıca Mikael çok sağlam içiyor, kahve dahil...
Lisbeth' in devletten para alabilmesi için bir görevliye gidip alacağı parayı onaylatması gerekiyor ama bu görevlimiz karşılık isteyen birisi. İlk olarak Lisbeth' ten oral seks istiyor. Zorla olsada istediğini alıyor. Daha sonra Lisbeth adamın evine gidiyor çünkü bir laptop alması gerekiyor. Burada görevlimiz Lisbeth' e sağlam bir şekilde tecavüz ediyor. İlk bakışta Irreversible deki altgeçitteki gibi bir rahatsızlık hissi verilmeye çalışılmış gibi gözüksede kızımızın çantasına koyduğu kamerayla adam hakkında delil toplamaya çalışmasını gördüğümüz an kızın tam bir (piskopat) olduğunu görüyoruz. Sonrasında Lisbeth' in eve gittiği sahne. Evin kapısında anahtarı düşürüsü, küvete girerken ki vücudunun hali ve atmosfer aslında çok şey anlatıyor. (baya saçma bir anlatım yaptım)
Lisbeth kendisine tecavüz eden adamdan müthiş bir şekilde (intikam) alıyor hakkaten, helal olsun sana bee!!!
Bu sahneler olurken Mikael in kızıyla olan ilişkisi sahne aralarına giriyor. Mikael in kızıyla Lisbeth nerdeyse aynı yaştalar ve karakter olarak tamamen zıtlar. Bu ilginç bir nokta di mi :)
Mikael ve Lisbeth in tanışması. Lisbeth' in t-shirt ü. Yataktaki kızın bacağındaki dövmeden Lisbeth' in pasif olduğunu anlamamız.
Lisbeth in polis karakolundaki tavırları. Asansörde azına sıçtığı görevliyle karşılaşması.
Lisbeth laptop ta fotoğraflara bakarken Mikael in laptop ın yanına gelip Lisbeth e oldukça yakın mesafede fotoğraflarda birşey göstermesi sırasındaki Lisbeth in hareketlerinden ikisi arasında hard core bir olay olacağı direk anlatılmış.
Lisbeth' le Mikael in sevişme sahnesi. Lisbeth odaya girerken (donla)...bi insan bu kadarmı seksi olur yavvvv...Mikael in sevişken üste geçmesi Lisbeth in tamamen onu kabullendiğini gösteriyor sanırsam...
Lisbeth i ilk gördüğümüz gibi başka bir büro sahnesi...Lisbeth in saçlarına dikkat.
Daha çok var ama çok uzadı birde saçma bir anlatıma girdim iyice...
Kısaca çok beğendim. Filmide beğendim Lisbeth ide beğendim. Ama en üzüldüğüm ve etkilendiğim sahne filmin sonu oldu. Bir film sonu bu kadar mı net ve sade şekilde etkili olur...Fincher gayet mantıklı bir şekilde herhangi bir olayı abartmadan (tecavüz sahnesi dahil, istese Irreversible daki gibi abartabilirdi ama ne gerek var) ustaca bir yönetmenlik örneği vermiş (ulan lafa bak ha ha ha ha, noluyo ya)..yani isterseniz izleyin ya da izlemeyin...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder